Tüp bebek ve İnfertilite Tedavisi - Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu

Tüp bebek tedavisinde güncel  uygulamalar

Tıpta ve teknolojide olan gelişmeler her tedaviyi olduğu gibi tüp bebek tedavisini de etkilemekte, önemli ilerlemeler ve aşamalar kaydedilmektedir Son zamanlardaki baş döndürücü gelişmeler sayesinde tüp bebek tedavisinin uygulama şekli kolaylaşmış, maliyeti ucuzlamış, tedavi süreleri kısalarak daha rahat hale dönmüştür. Birden fazla denemede olumlu sonuç alınamayan hastalarda sorunlardan biri de transfer edilen embriyoların rahme tutunma aşamasınında görülür. Bu durum embriyodan kaynaklanana problemler olabileceği gibi rahmin embriyoları reddetmesine bağlı da olabilir. Embriyo kalitesini arttırabilmek için, ileri teknolojinin ürünü olan inkübatörler (içinde embriyoların büyümesi için en elverişli ısıyı, nemi ve gaz karışımını sağlayan özel cihazlar) ve geliştirilmiş kültür vasatları kullanılmaya başlandı. Son yıllarda genetik hastalıkların tanı ve tedavisi alanında birçok gelişmeler olmuştur. Genetik hastalıkların en erken teşhisi preimplantar genetik tanı (embriyo ana rahmine transfer edilmeden yapılan genetik inceleme) ile mümkündür

Blastosit transferi:

Blastosit embriyonun rahme tutunmadan önce ulaştığı en son halidir. Blastosit aşamasına ulaşmış embriyonun rahme tutunup, gebelik oluşturma potansiyeli daha erken safhalardaki embriyolara göre yüksektir. Blastosit transferi, embriyo gelişimini daha iyi gözlemleyebilme ve rahim içine tutunma ve gelişme özelliği en yüksek embriyoyu transfer edebilme amacıyla 5. Yada 6. günde yapılan transferdir. Embriyo blastosit aşamasına kadar tüp bebek labaratuvarında geliştirildikten sonra transfer edilir

PGS(Preimplantasyon Genetik Testi)

Embriyo gelişiminin 5.-6. Gününde iken embriyoya zarar vermeden bir veya birkaç hücre mikrocerrahi yöntemleri ile alınır(biyopsi) ve genetik yöntemlerle incelenir; böylece  cinsiyete bağlı kalıtılan hastalıkların, tek gen hastalıkların, kromozomal düzensizliklerin tespiti yapılabilmektedir.PGT işlemi, anne adayından elde edilen yumurta ve baba adayından elde edilen spermin vücut dışında birleştirilmesi(ICSI) ile başlar. Bu inceleme sonunda ;normal olarak tespit edilen embriyo veya embriyolar rahimiçi hazırılığının ardından transfer edilerek daha yüksek oranlara ulaşan gebelik  sonuçları elde edilmektedir.

MitoScore:

MitoScore embriyonun enerji stres seviyesini belirleyen bir yöntemdir. Bu yöntem PGS uygulanan embriyolardan implantasyon (tutunma) olasılığı en yüksek olan embriyo seçimini sağlar. PGS ile kromozomları genetik olarak incelen embriyonun aynı zamanda mitokondri DNA kopya sayısına bakılarak enerji stres düzeyi belirlenir.  Mitokondri DNA kopya sayısı embriyonun enerji düzeyi için direkt bir belirteç değildir, aksine embriyonun enerji stresinin belirtecidir. MitoScore yöntemi ile genetik olarak kromozom sayıları normal (öploid) embriyolardan implantasyon (tutunma) olasılığı yüksek olan embriyonu seçilmesi sağlanır.  Bu yöntem PGS yapılarak normal olarak belirlenmiş embriyoların morfolojik (yapısal) olarak değerlendirmesine ilave bir yöntem olarak düşünebilir. Bu yöntem 3. veya 5.gün embriyolarına uygulanabilir. MitoScore için ektra olarak embriyodan hücre almaya gerek yoktur, PGS işlemi için alınan hücreler kullanılır. Yüksek MitoScore değerlerine sahip embriyolar düşük implantasyon (tutunma) olasılığına sahiptir, fakat bu embriyoların hiç tutunmayacağı anlamına gelmez. Bu embriyoların yapısal değerlendirilmesine ilave bir yöntemdir.

Mikroçip:

İnfertilite nedenlerinin %40ı erkek faktörü  olduğu düşünüldüğünde; sperm sayısındaki azlık ,sperm hareketlerindeki yavaşlık ve morfolojik(yapı) bozuk olması gebelik şansını iyice düşürür. Mikroçip yöntemi,  bir Türk bilim adamı tarafından Stanford Üniversitesi’nde geliştirmiş ve kendi kliniğimizde kullanıldığı gibi günümüzde pek çok merkezde de  kullanılmaktadır. Kısaca mikroçip yöntemindeki amaç; sağlıklı ve iyi kalitedeki spermlerin ayırt edilmesini ve seçilmesini sağlamaktır. Kaliteli ve hasarsız olan yani hareketi ve morfolojisi iyi olanlar spermçipin içinde bulunan mikro kanallardan geçerek ayrıştırılır ve bu iyi kalitedeki spermler in eşten toplanan yumurtalarla  döllenmesi ile 5. Güne ulaşan blastosist embriyolar elde edilir.  Bu yöntemle erkek faktörlü infertilitede gebelik oranlarının arttığı görmekteyiz.

Paternal lenfosit aşısı:

Son yıllarda yapılan araştırmalarda elde edilen verilerile tekrarlayan başarısız tüp bebek denemeleri sırasında,bağışıklık sistemi bozukluklarının da önemli bir rol oynayabileceği sonucuna varılmıştır. Anne ve bebeğe herhangi bir zararı olmayan bu yöntemde; erkek eşten  alınan kan örneğinde lenfosit hücreleri ayrıştırılarak annenin koluna 4 ayrı yerden enjekte edilir. Bu uygulama tüp bebek tedavisinden önce 3 kez, tedaviden sonrada 2 kez olarak yapılır. Bu tedavinin amacı annenin rahimde gelişmekte olan bebeğe zarar verecek bağışıklık hücreleri oluşturmasını önlemektir. Bu yöntem günümüzde nedeni belli olmayan ,tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında, kanıta dayalı bir tedavi olmamakla beraber uygulanabilmektedir.

İntrauterin PRP(rahim içi trombositten zengin plazma)uygulması:

Vücut ağırlığımızın üçte birin oluşturan kanın hücresel elemanları dışında kalan sıvı kısmına “plazma” diyoruz . Temel görevi damar bütünlüğü bozulduğunda pıhtılaşmayı başlatarak kanamayı durdurmak ve iyileşmeyi başlatmak olan ve pek çok büyüme faktörü ve sitokinleri içeren  trombositler plazmada bulunan hücrelerdendir. Bu özelliklerinden faydalanarak pek çok farklı alanda,yara iyileşmesinde ve hasarlı dokuların onarımında kullanılan FDA onaylı bir tedavi protokolü olan PRP yönteminde; hastanın kendisinden alınan bir miktar kan (8 -10 cc) steril şartlarda özel bir işlemden geçirilerek, enjekte edilecek plazmadaki trombosit yoğunluğu 2-8 kat arttırılır ve hastanın hasarlı bölgelerine enjekte edilir . Tıpta iyileşmeyen yaralarda, ortopedik sorunlarda, vasküler problemlerde, diş hekimliğinde ve estetik amaçla halen aktif şekilde kullanılan bu yöntem, infertilite alanında yeni yapılan araştırmalarda gösterilmiştir ki tekrarlayan başarısız tüp bebek denemesi olan ve özellikle rahim kalınlığı(endometrium) uygulanan tedavilere rağmen yeterince geliştirilemeyen hasta grubuna yeni bir umut ışığı olmuştur.  Hastaya uygulanması ise oldukça basit, herhangi bir rahatsızlığa veya ağrıya neden olmamaktadır. Yumurta gelişimi için transvajinal ultrasonlar ile yapılan takiplerde çatlatma iğnesi(hCG günü) planlanan günde hastanın kendisinden elde edilen PRP materyali, hastaya yapılan vajinal muayenede spekulum  uygulamasından sonra rahim içine özel bir kateter yardımı ile enjekte edildir. Eğer endometrium kalınlığındaki artış istenildiği kadar değil ise OPU(yumurta toplama ) günü doz tekrarı  yapılır. Bu işlemden sonra  görülmüştür ki, endometrium kalınlığı uygulama sonrasındaki ölçümlerde artmış ve özellikle  gebelik oranlarına olumlu yönde yansımıştır.